Bir süredir İskender Pala'nın çok merak ederek aldığım "Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" adlı romanını okuyorum. daha önce bu tarzda kitap okumamıştım; sürükleyiciliği ve tarzı gerçekten de hoşuma gitti... bugün pazar, ben yine çalışıyorum. showroom'da tek başımayım, yapacak pek işim yok, gelen giden müşteri de yok zaten... kitap okuyorum. son okuduğum sayfada Romalı bir ressam, Fuzulinin L&M eserindeki şifreyi çözebilmesi için bizleri anlaması gerektiğini arkadaşlarına anlatıyor.. ama öyle bir anlatıyor ki, okuyanı hayran bırakıyor.
"... bizden önceki doğulu üstadların aşk üzerine çok şeyi tartıştıkları anlaşılıyor. ne var ki, doğulular aşktan şimdi bizim anladığımızı anlamıyorlar. onların aşkla ilgili çok geniş bir medeniyet birikimleri var. bu yüzden biz aşkı onlar gibi anlamaya çalışarak işe başlamalıyız.
onlar aşkı birkaç açıdan ele alıyorlar. mecazi, ilahi, mistik ve tensel. Hilleli şairin(fuzuli) önemsediği aşk ise platonik bir vadide akıyor. doğuda 'gönül' diye bir şey var ayrıca. kelime anlamı bizim yürek veya kalp dediğimiz şey ama ondan çok ayrı bir kavram. bir nesneden çok bir tavır, somuttan çok soyut bir öge. Muhammediler dışında gönlün ne olduğunu tam olarak açıklamak pek mümkün görünmüyor. onlar da bunu açıklamıyorlar zaten, yaşıyorlar. çünkü aşk gönülde tecelli ediyor, doğuşu da varlığı ve batışı da gönülde. bizim bildiğimiz sevgi ve tensel ilişkiler doğulu aşkın yalnızca bir versiyonu, hatta en aşağı versiyonu. ondan ötede daha yedi katman var aşk için. bu öyle bir hastalık ki hasta bu hastalıktan zevk alıyor ve kurtulmak, derman bulmak istemiyor. öyle bir acı ki, aşk sahibi bunu arzu ediyor ve aşk derdine uğrayan kişi bir daha iyileşmek istemiyor. acı çeken acıdan kurtulmayı dilemiyor. zor gibi gözüken şeyleri kolay gösteren de, doğuştan olan huyları ve doğal eğilimleri değiştiren de o. 'seven' bir sıfat orada ve 'sevilen' bir isim. o ismi bilmek sevmek için de, uğrunda ölmek için de yeterli. seven sevilenin uğrunda daima hasret, hicran, ayrılık, firkat acıları ile besleniyor. acılar olmadan, uykusuz geceler olmadan huzur bulamıyor adeta. bu yüzden aşıklar doğuda yıldızların çobanları olarak bilinir. onların göz kapakları bulutlara ders okutur, gözleri denizlerle yarışır. sevgili uğruna canlarını öyle verirler ki, tekrar can verebilmek için tekrar dirilmek isterler. aşklarında ortaklık istemezler ve rakiplerine karşı acımasızlıkta zirveler alçak kalır. bu konuda şehirleri yıkmak bir yana, harabeleri bile yeniden harap edecek kadar acımasız olabilirler. öyle aşıkları vardır ki, ünlü sufilerden Arabi ve Mevlana'nın aşk yorumlarına hiç durmadan yeni yorumlar ilave etmek ve onların bir cümlesinden her dakika yeni bir kitap çıkartmak istercesine derece derece aşkı çoğaltıp dururlar. onlar aşklarını arttırdıkça yazıcılar bunları daha abartarak yazarlar. aşk konusunda ciltler ve kütüphaneler dolusu bilgi üretilmiştir doğuda. yalnızca aşkı tanımlamak için harcadıkları mesaiyi söz gelimi hekimlik alanında harcamış olsalardı belki ölüme çare bulurlardı."
bu kadar net değil mi sizce de?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder