2 Aralık 2011

"benimle gel"

sonunda geldi. nasıl geldi anlamadık ama sonunda aralık da geldi. "kasımda aşk başka olur belki" dedik; bi sikim olmadan aralık geldi. aslına bakarsan tam da zamanında geldi. yani lazımdı artık gelmesi.. hezamanki gibi benim başıma yine inanılmaz olaylar gelmeye ve beni hayat konusunda sınamaya devam ediyorlar. işin ters kısmı alakasız anlarda sınanıyorum o koyuyor. halbuki gel akşam akşam sına beni sabah işe giderken ne işin var beni sınamayla!


sabah uyandım, hazırlandım, evdeki işlerimi hallettim, veletleri doyurdum ve çıktım. kot pantolon giydim bugün, altımda kahverengi botlarım, üstümde kahverengi deri ceketim, kolumda da kahverengi çantam. fena sayılmam, hoş görünüyorum kendimce... pastaneden simitimi aldım ilk gelen minibüse bindim. gıy gıy da gıy gıy gidiyoruz söğütlüçeşmeye doğru. kafamda bir ton düşünce, işte canım sıkılıcak biliyorum, dün gece içmişim miğde bulantısı kalmış...falan fişmekan bir yandan da kitap okuyorum. yarım saat sonra metrobüs ışıklarda indim durağa doğru yürüyorum. bugünkü metrobüs yolculuğumun bana getireceklerinden habersiz bir şekilde ilerliyorum. altgeçitten geçtim, pasoyu okuttum ve kalabalığa karışıyordum ki biri gözüme çarptı (!) yanından geçtim gittim ama aklım kaldı; hafif kır saçlı uzun boylu yakışıklı .... falan derken yanında geçtim gittim. metrobüs konusunda takıntılarım var. ön taraflarında durmam, illa ki arkaya doğru giderim. bu genç ön kapıda bekliyordu ve yeni kapıları açılmış olan araca da binmiyordu. neyse ben gittim arka kapıdan bindim, oturucak yer yok, körüğün arkasındaki boşlukta cam kenarına yaslanmış halde istifledim kendimi...


10 saniye. 10 saniye sonra arka taraftan bir anda biri geldi, tam önümde yan bir şekilde durdu. cama yaslandı, çantasını yere bıraktı, ceketinin fermuarını açtı ve bana baktı. o. yanından geçtiğim, ne olduğunu anlamadığım adam. kot pantolon giymişti, benim botlarımın siyah renginden vardı ayaklarında, siyah deri ceketi ve siyah çantası. hafif kırarmış saçlar, erkeksi yüz hatları ve iştah açıcı bir yüz ifadesi. kendi kendime gülümsedim. tam önümde olduğu için ben rahatlıkla onu süzebiliyorum ama onun bana bakabilmesi için sanki arkaya bakıyormuş havasını yaratıp çaktırmadan bana bakması lazım...


metrobüs hareket etti. sıra sıra bütün durakları geçtik. köprüye doğru iyice doldu içerisi, biz mecburen dip dibe durmak zorunda kaldık. parfüm. nasıl kokuyor erkeksi erkeksi... dayanılmaz... köprüyü geçiyoruz hafif kıpırdandı bizimkisi. bende o sırada dışarıya bakıyorum, istanbulumun güzel manzarasına... köprüyü geçtik. önünü kapattı, yavaşça kulağındaki kulaklıkları çıkarttı ve cebine koydu. anladım ki zincirlikuyuda inicek. önünü kapattı, kulaklıkları çıkardı, yerden çantasını aldı ve bana doğru eğildi (!) 


"benimle gel" dedi. "efendim?!" dedim. "benimle gel. bu durakta iniyorum. sen de benimle gel" dedi tekrardan. "nereye seninle geliyim. gelemem. nası yani?!" gibi salakça cevaplarla şoku üzerimden atmaya çalışıyorum o sırada.. "bir yere gidiyorum, sende benimle gel, lütfen" dedi. gülümsedim, gözlerine baktım, gerçekten onunla gitmemi istiyordu. tanımıyordu, tanımıyordum ama onunla gitmemi istiyordu. aniden, bir anda, daha afyonum anca patlarken, benim onunla gitmemi istedi. üstelik ona vermek zorunda kalacağım lanet cevabı bilmeden gelmemi istedi. "işe gidiyorum, gelemem ki" diyebildim sadece mal gibi yüzüne bakarak. gülümsedi "o zaman elveda" diyerek durmak üzere olan metrobüs kapısına doğru ilerlemeye çalıştı kalabalıkta ve indi. 


mal gibi kaldım. neye uğradığımı şaşırdım. "bu neydi amk(!)" diyebildim kendime sadece. kafamı yukarı çevirdim ve içimden "sınıyorsun beni amk" dedim. sonra farketmediğim bir şeyi farkettim; etrafımdaki herkes bana bakıyordu. büyük ihtimalle çocuk bana soruyu sorduğunda bakmaya başlamışlardı ama bende nerde onları görebilecek, farkedebilecek göz?! bana bakanların da afallamış hallerini üzerimde iyice hissederek çağlayan durağına kadar kafamı kaldıramadım. metrobüsten indiğimde soğuk havanın yüzüme çarpmasıyla iyice sabah sabah sikilmiş bir beyinle işe doğru yürüdüm...


bu başıma gelen olmaması gereken zamanlarda yaşadığım üçüncü sınanmam. gitmek istedim. merak ettim gitseydim acaba neler olabilirdi. belki başıma bir iş gelirdi, belki film tadında bir zaman dilimi... kim bilebilir ki? bilemediğimiz için esasında kaçırdığımız fırsatların da farkına varamıyoruz ya. keşke gidebilseydim, engelim olmasaydı da gel dediğinde umursamazca inebilseydim metrobüsten. ne yalan söyliyim, içimde kaldı. çok güzeldi; kendi ayrı güzeldi, parfümü ayrı güzeldi, sesi ayrı güzeldi. çaktırmadan ellerine de baktım tabii. kabul edilebilir haldeydi... şansımı sikiim. elveda dedi gitti, bense mal gibi kaldım işte...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder